05 Kasım 2011

KIŞ GECESİ RÜYASI

         Soğuk bir kış gecesinde pencerelerde tütsüleşen yeşilliğin, beyazlığın ardından yansıyan çam ağaçları… Kristalleşen çamın soğukluğunda aysız ve kampsız geceler gibi süzülen narin eteklinin süzülüşleri...
            Gecenin siyah saçlarında kendi yıldızını seçebilmenin yolundadır. Gecenin sonsuzluğunda işte şu yıldız benim hayalimin yıldızı; çünkü o erişilmez bir güzellik demenin yolundadır. Her yeri sisle kaplı uzun ve ıssız yolda yolunun bulunabilmesidir. Denizin mavisi kadar mavi, gençliğin tozpembeliği kadar pembe hayallerin erişilmez düşlerin kurulduğu masalların, sınırları aşan, yaşama aktarılmasında gerçekleştirilebilecek yol.
            İrili ufaklı minderlerin üzerinde oturmuş, büzülmüş duran küçük kızın gözyaşları saçlarına karışmış: Kafdağı ardı kadar hayalleri, masum ve sıcak. Kapının gıcırtısı yan odadan duyuluyordu. Biraz sonra babası içeri girdi. Şarklının şivesiyle, konuşmasıyla eğitimsizliğin nesilden nesile sürdüğü kutsallaştığı soğuk evlerde, hayallerin tutsaklandığı yaşamlarda, susuz ve ekmeksiz bir yaşam gibi hayalleri olmadan yaşamanın acısını çekiyorlardı.
            Soğuk kış günlerinde battaniyelere sarılıp sobanın yanmasını bekleyen çocuklar titreşiyorlardı. Şimdi rüyasından uyanmıştı. Sıcacık yatağından kalktı. Gördüğü rüyayı düşündü, annesi sırtını döşüyor papası parasını ödüyordu hiçbir derdi yoktu, ya diğerleri…