31 Ocak 2012

Dolunayın izinden giden kız


Gece uğulduyor başımda, kafam bir dünya, sığamıyor kelimelere bendim. Hafif bir rüzgâr içine çekiyor saçlarımı bu gece. Tel tel ayrılırken ruhum soruyor rüzgâr; “Nereye gidiyorsun?”. Ben diyorum bulmaya O’nu, aramaya, bilmeye, her şeyi öğrenmeye gidiyorum.
  Bakıyorum dünyadan aya, peynirli kraker gibi duruyor. Bu gerçekliğin içinde ufak bir boncuk tanesi o. Mutlu musun evrenin gerçekliğinden, sarıyor mu seni sımsıkı, yoksa kara deliklerinden birine mi çekmek istiyor seni.
  O, susuyor, saklıyor bildiklerini. Ve sönüyor ışığı bende, kalıyor karanlıklar bana yalnızlıklar bana,  her şey bana…

29 Ocak 2012

Zamansız

  Zaman ne çok geçti içimizden. Bizi böldü ikiye ve paramparça etti. Ayrımlar arasında seçime zorladı kahpece; geçmiş zaman ve şimdiki zaman.
  İki sen vardır aslında değiştirebildiğin ve değiştiremediğin. İki türlü zaman. Zihin açık, dokunduğun her şey gerçekliğin bir parçası; ama geçmiş sadece beyninin içinde yer kaplar. Geçmiş zaman; hayal sahnesi, sürekli beyninin içinde son dakika haberi gibi oradan buradan anın gerçekliğine tecavüz eder. Şimdiki zaman ise hala canlı diri diri seni bekliyor. Tutamayacağın kadar hızlı ama bir işveyle göz kırpıyor sana ardından bakarken. Hani güneşi dokunabileceğini sanırsın da aslında çok uzaktır ya onun gibi bir şey.
Zaman akıp giderken gözümüzden tutunabildiğin tek gerçekliğe sarıl: “an”.