12 Ekim 2011

-Sonbahar ayrılık, yalnızlık hüznün mevsimi.


 GÜZ ZAMANI
Hüzünlü bir duruşu var yaprakların bu gece. Yeni bir sabaha uyanamadan gitmenin üzüntüsü bu. Şehir var gücüyle son demlerini yaşatıyor güneşin. Güzle birlikte gün ayrılık ve hüzün kokuyor. Neden hep sonbaharda anılır ayrılık ve yalnızlıklar diye sormuşumdur hep? Sanki isimleri ayrılmaz bir bütün gibi. Evet, sonbahar ayrılık, yalnızlık ve hüznün mevsimidir. Şarkılar da hep böyle demez mi bize. Sarı ayrılığı, yaprakların dökümü sonu tutuşturur elimize.
Hep bir ayrılığın hüznü yakar içimizi; çünkü ayrılık yalnızlığın habercisi, hüznün bekçisi olur. Hep söylemek isteyip söyleyemediğin şeyler kalır içinde. Birikince acı toplar yara patlamadan dinmez acısı. Bazen birilerini çıkarmak gerekir hayatından. İstemesen de zorundasındır buna. Anlamı yoktur artık birlikte olmanın. İşte o zaman yalnız kaldığını anlarsın. Yalnızlık kimine güç verir, kimi kırılır bin parçaya bölünür. Çünkü yalnızlık dimdik yürümektir. Onsuz hayata devam edebilmektir. Belki işin içine biraz onur çokça gurur girer bundan sonra ama hayır sadece bunlar değil. İnsanın seçimleri kader çizgisini belirler ufaktan. Her şeyden önce kendi benliğini acının çıkmaz sokağından çıkarı verirsin. Bu kendini diğer insanlardan üstün tutmaktan çok korumaktır bir nevi. Acılara dayanabildiğin kadar tutabilirsin gardını. Gücün sona erdiğinde biri yıkılır. Ya yıkılıp vazgeçersin kendinden ya da yoluna devam edersin yalnız olacağını bilerek.
            Ve sarışın bir sonbahar değdiğinde kalbinize artık kaçarı yoktur, bırakmaz yakanızı. Aynanın karşısındakini değiştirir ve yeniden kendine getirir. Aynı bunun gibi her ayrılığın sancısı her bitişin başlangıcı hep yeniden başlayabilmemiz için gerekir.

05 Ekim 2011

-Love is secondhand emotion.


DİPSİZ KUYU 
Aşk, insanlık tarihinin en ilkel halidir. Birisini saf ve katıksız sevdiğimizde insanlığın bilişim ve modernliğinden arınmış, korunmasız ve aç bir ilkel insanı oluruz; çünkü aşk bütün art duygulardan ve düşüncelerden sakınmış en ilkel haliyle çıkıverir karşımıza. Eğer aşk, başka duyguları bahane ediyorsa insana o artık çıkmıştır aşklıktan. Aşk, en biricik duyguysa eğer bütün duyguların üstesinden gelir.
            Her insanın içinde keşfedilmemiş duygular saklıdır. Onu dışarı çıkartacak insanı bekler. Bir aşk açığa çıkmışsa bir bedende o insanı değiştirir, belki iyi belki kötü yönde. Ama aşk, hiçbir zaman insandan eksiltmez bir şeyleri. Yeni bir duygu katar bene. Bunun içindir ki aşk tekrarı olmayan özeti hiç geçmemiş birinci elden hatta aynısından bir daha hiç olmayacak bir duygudur; çünkü her insan başka yaşar aşkı. Nasıl bu dünyada hiçbir insan benzemez kimseye, o zaman insanlık tarihi boyunca yaşamış tüm insanlar kadar aşk çalabilir kapımızı. Her defasında başka bir duyguyu açığa çıkarır bizde. Ve daha olgun beklide daha şefkatli bakarız insanlara. Kalbimiz kırıldıysa bir aşk yüzünden –ki bu kalp kırılmalarının en derinidir- bizde kalp kıramaz oluruz artık. Çünkü aşk yarası bizde en kapanmaz çivi deliği gibidir. Ne kadar üstünü örtmeye çalışsakta delik kabuk tutar ve faydası olmaz merhemin ilacın.
Ne yaşamışsak aşkta bir benzeri olmayan en derin duyguları yaşarız. Aşk, bütün duyguların birinci elidir. Tüm duygular ondan gelir. Değilleri ondan türemiştir aslını yaşatmak üzere.