05 Ekim 2012

Çemberin Dışında Olanlar



                   Bir sığınmacı olarak insan yalnızlığın ve vurulmuşluğun adıdır. Sınırların belirlendiği ülkelerde korkunun ve belirsizliğin kıyısına atılmış yaşamların ilk durağıdır; ancak son durağı değil. Çünkü bir kere göç eden ömür boyu çemberin içinde olamaz. Ne çemberin içindedir aslında ne de dışında.
                   Göçmen kavramı insanlık tarihinin en eski kavramlarından olup nüfus hareketliliğine karşılık gelir. Eski devirlerde var olan nüfus hareketlilikleri ikinci dünya savaşından sonra zorunlu göçe dönüşür. Bunun hukuki adı sığınmacıdır yasalarla kabul edilenler de mülteci olur. Savaşlar, yıkım, din, dil, ırk ayrımcılığına maruz kalan insanlar yeni bir hayat için kolları sıvar. Yeni bir dil, yeni bir dünya, yeni bir kültür her şeyi yeni olan bu öteki dünya yeni umutlarla birlikte yeni düş kırıklıklarına da kapı aralar. Göç pratiği ayrımcılığa maruz kalan insanların kültür ritüelini yeniden ürettikleri bir penceredir. Göçmenler kendilerini kültürleriyle birlikte göç edilen yere götürürler. Yeni bir hayatla tanışırken vatan aidiyetlerinin parçalanmasıyla birlikte aile bütünlüğünün korunamaması mültecilerin kazandığı acı deneyimler arasında yer alır.
                   Göç pratiği geride bırakılan ülkeyle yeni ülke arasındaki karşılaştırmaları da beraberinde getirir. Yeni bir yerde yaşamanın pratiği eskiye oranla terk edilen acıların bir panzehiridir. Geride bırakılan hayat, yerini başka bir hayata bıraksa da acı kendini her defasında yeniden üretmeye devam eder. Çünkü yaşanmışlıklar salt mekân ve zamanın kontrolünde değildir. Yaşanmışlıklar yeniden kendini üretmeye başladığında zaman hala akıyordur. Bu bilinç üstünün bize oynadığı oyunlar olsa bile yaşanmışlıklar silinmez ve o mekâna aittir. Sahi nereye gider o yaşanmışlıklar nerede bulunur? Hiç silinir mi olup bitenler? Yoksa zaman mı bizi yaşar biz mi zamanı?
                   Göçmen olmak daha açık bir tanımla ekonomik, eğitim ya da inisiyatifimiz dâhilinde olan göçler değil kastım. Bir ülkede yaşarken o ülkeyi terk etmek zorunda kalmak bütün yaşanmışlıkları da geride bırakıp sanki onlar bizi bırakacakmış gibi. Zorla göç ettirilen yerinden edilen insanlar olmadık hiç birimiz. Ülkemizde iç savaş çıkmadı ya da biz muhaliftik de kimse susturmadı, kafamıza silah dayamadı hiç, dinimizden, dilimizden, ırkımızdan hor görülüp tehdit edilmedik ya da babamız öldürülmedi henüz teyzekızına tecavüz etmediler daha. Evimiz yakılmadı hiç dini inancımız yüzünden, derimizin rengi hiç sorun olmadı öteki için ya da rejim karşıtı diye ölüm listesine yazılmadı adımız. İstenmeyen olduğumuz olmuştur çoğu zaman düşüncelerimiz, fikirlerimiz, oy verdiğimiz siyasi partiden, tuttuğumuz takıma kadar her biri bir cinayet sebebi ve öfke nöbetlerinin tetikleyicisidir. Ama hep bir arada ve toplu imha olmadığı sürece yaşama rüknü devam etti bizim için.
                   Mülteci haklarını düşünmek bu ülke için kadın hakları, LGBT hakları gibi marjinal bir şey. Basında ise dönem dönem gazete köşelerini süsleyen haberler olur ve geçip gider ötekiler gibi. Ama artık dillere pelesenk küreselleşmenin had safhada olduğu giderek açık bir toplum haline gelen dünya, baskı, zulüm, kısıtlama ve sınırlar için fazla dar olabilmekte. Yeniden kampların mültecilerin kaçanın göçenin gündeme geldiği şu günlerde oturup düşünmek için fazla geç değil. Mülteci hakları için bir şeyler yapabilmek ve göç koşullarının verdiği ağır darbeyi azaltmak bizim elimizde olabilir. Çünkü yaşamak her şeye rağmen devam eden hayatın içine bir eli daha sokabilmek bu çemberi geliştirmek mümkün olabilir. 

Resimler  http://srpl.info/category/multeci/ adlı zerzevattan alınmıştır.
 

09 Eylül 2012

Şibli'den

Vaktiyle biri , Şeyh Şibli’ den sordu:

“Bu yolda ilk önce kim Kılavuz oldu sana?”

Şibli dedi  ki:

“Bir gün su kıyısında bir köpek gördüm. Öyle susuzdu ki bir zerrecik takati kalmamıştı. Suda kendi aksini gördüğünde başka bir köpek sandığından sudan korkuyor, su içemiyor, su kıyısından kaçıyordu. Nihayet susuzluktan perişan bir hale geldi ve dayanamadı, birden bire kendini suya attı. Öbür köpekte  bu suretle görünmez oldu. O köpek, bu suretle gözünün önünden kalktı. Zaten o perde kendisiydi, o an ortadan kalkıverdi. Bu hakikat bana böyle apaçık görününce iyice anladım ki ben, bana perdeyim. Bunun üzerine kendimden fani oldum ve işim yoluna girdi. Hasılı bu yolda ilk önce bana bir köpek kılavuzluk etti.”


İlahiname’ den

05 Eylül 2012

 David Harvey'in ağzından Capital .
Aldığım notlar:
Capital için ön okuma/lar vs.
-temel sosyoloji ve iktisat bilgisi
-Hegel okumaları
-Marx'ın Capital'de birbine harmanladığı 3 kavramsal blok 
1-Politik Ekonomi
-Locke, Hume, Hobbes, Adam Smith, Ricardo, Malthus
2-Alman Klasik Eleştirel Felsefesi
-Spinoza, Hegel, Kant
3-Ütopyacı Sosyalist Gelenek
-Saint Simon, Proudhon
....

31 Ocak 2012

Dolunayın izinden giden kız


Gece uğulduyor başımda, kafam bir dünya, sığamıyor kelimelere bendim. Hafif bir rüzgâr içine çekiyor saçlarımı bu gece. Tel tel ayrılırken ruhum soruyor rüzgâr; “Nereye gidiyorsun?”. Ben diyorum bulmaya O’nu, aramaya, bilmeye, her şeyi öğrenmeye gidiyorum.
  Bakıyorum dünyadan aya, peynirli kraker gibi duruyor. Bu gerçekliğin içinde ufak bir boncuk tanesi o. Mutlu musun evrenin gerçekliğinden, sarıyor mu seni sımsıkı, yoksa kara deliklerinden birine mi çekmek istiyor seni.
  O, susuyor, saklıyor bildiklerini. Ve sönüyor ışığı bende, kalıyor karanlıklar bana yalnızlıklar bana,  her şey bana…

29 Ocak 2012

Zamansız

  Zaman ne çok geçti içimizden. Bizi böldü ikiye ve paramparça etti. Ayrımlar arasında seçime zorladı kahpece; geçmiş zaman ve şimdiki zaman.
  İki sen vardır aslında değiştirebildiğin ve değiştiremediğin. İki türlü zaman. Zihin açık, dokunduğun her şey gerçekliğin bir parçası; ama geçmiş sadece beyninin içinde yer kaplar. Geçmiş zaman; hayal sahnesi, sürekli beyninin içinde son dakika haberi gibi oradan buradan anın gerçekliğine tecavüz eder. Şimdiki zaman ise hala canlı diri diri seni bekliyor. Tutamayacağın kadar hızlı ama bir işveyle göz kırpıyor sana ardından bakarken. Hani güneşi dokunabileceğini sanırsın da aslında çok uzaktır ya onun gibi bir şey.
Zaman akıp giderken gözümüzden tutunabildiğin tek gerçekliğe sarıl: “an”.