GÜZ ZAMANI
Hüzünlü bir duruşu var yaprakların bu gece. Yeni bir sabaha uyanamadan gitmenin üzüntüsü bu. Şehir var gücüyle son demlerini yaşatıyor güneşin. Güzle birlikte gün ayrılık ve hüzün kokuyor. Neden hep sonbaharda anılır ayrılık ve yalnızlıklar diye sormuşumdur hep? Sanki isimleri ayrılmaz bir bütün gibi. Evet, sonbahar ayrılık, yalnızlık ve hüznün mevsimidir. Şarkılar da hep böyle demez mi bize. Sarı ayrılığı, yaprakların dökümü sonu tutuşturur elimize.

Hep bir ayrılığın hüznü yakar içimizi; çünkü ayrılık yalnızlığın habercisi, hüznün bekçisi olur. Hep söylemek isteyip söyleyemediğin şeyler kalır içinde. Birikince acı toplar yara patlamadan dinmez acısı. Bazen birilerini çıkarmak gerekir hayatından. İstemesen de zorundasındır buna. Anlamı yoktur artık birlikte olmanın. İşte o zaman yalnız kaldığını anlarsın. Yalnızlık kimine güç verir, kimi kırılır bin parçaya bölünür. Çünkü yalnızlık dimdik yürümektir. Onsuz hayata devam edebilmektir. Belki işin içine biraz onur çokça gurur girer bundan sonra ama hayır sadece bunlar değil. İnsanın seçimleri kader çizgisini belirler ufaktan. Her şeyden önce kendi benliğini acının çıkmaz sokağından çıkarı verirsin. Bu kendini diğer insanlardan üstün tutmaktan çok korumaktır bir nevi. Acılara dayanabildiğin kadar tutabilirsin gardını. Gücün sona erdiğinde biri yıkılır. Ya yıkılıp vazgeçersin kendinden ya da yoluna devam edersin yalnız olacağını bilerek.
Ve sarışın bir sonbahar değdiğinde kalbinize artık kaçarı yoktur, bırakmaz yakanızı. Aynanın karşısındakini değiştirir ve yeniden kendine getirir. Aynı bunun gibi her ayrılığın sancısı her bitişin başlangıcı hep yeniden başlayabilmemiz için gerekir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder