01 Haziran 2013

Kadın ve Devrim


        Uzun zamandır yazı yazmıyorum, tabi ödevler dışında. En sonunda burayı çok boş bıraktığımın farkına vardım. Kafamı düzenlemenin ve sonu gelmez dağınıklığımın bir yere varacağı olursa bu yazıyı kazasız belasız bitirmek istiyorum. Evet, bu yazının başlığı kadın ve devrim. Neden bu başlık diye sorabilirsiniz ya da yazı bitmeden başlık atılırmıymış diye sormanız da olağan. Burada uzun uzun kadının devrime ilişkisini inceleyen bir tarih okuması yapmayacağım, bunu yapacak literatür okumasını da yapmış değilim zaten.
            Uzun zamandır düşündüğüm bir konu Türkiye’de devrim olup olmayacağı sorusu. Daha doğrusu bunu bana düşündüren Türkiye’deki mütedeyyin tablonun muhafazakârlığı bir yana sol tayfanın da dinamiğini yitirmesi ve devrimci pratikleri içerisinde taşımaması. Mevcut solun, tabi kaydettiğim CHP’nin ulusalcı-Kemalist solu değil, bölük pörçük olmuş yüzlerce emekçi, devrimci sol partilerden bahsediyorum. Bu ülkede neden sol partiler devrim gerçekleştiremez. Gayet basit bu ülkede solun toplumsal bir tabanı yok. Açıkçası solun Türkiye^de toplumsal bir karşılığının olmadığını düşünüyorum. Uzun bir zaman önce okulumuzda devrimci bir arkadaş ateşli bir şekilde devrimi sorunmuş yaşının geçkinliğine rağmen sarsılmaz bir şekilde buna inandığını haykırmıştı. Ama sorun şu ki hangi soldan bahsediyoruz. Türkiye’deki yüzlerce bölük börçük ve fikir bazında da bütünlüğü olmayan soldan mı?
            Beri tarafta ise muhafazakâr mütedeyyin tayfa bulunmakta. Uzun zaman önce Orta Doğu’daki hareketlenmelerden de heveslenerek Türkiye’deki mütedeyyin tayfanın da devrimi gerçekleştireceğini düşünmüştüm. Her ne kadar birçok yönden iktidara göre konumlanmayı seven bir gelenekçi mütedeyyin bir kuşak dursa da bunu gerçekten ümit etmiştim. Ta ki seçmeli ders olarak aldığım “Günümüz Müslüman Toplumları” dersi vesilesiyle öğrendiklerime kadar. Neyse konuyu çok dağıtmadan şu ana kadar Müslüman toplumlar olarak bilinen yerlerde devrimin kadının toplumsal hayattan massedilmesiyle sonuçlandığını gördüm. Gerek 1979 İran Devrimi gerek Mısır ve Cezayir’de gerçekleşen toplumsal değişimler kadının toplumsal hayattan dışlanmasıyla sonuçlanıyor. Hem de İslam imzası altında. Ya bizim algılarımızda bir sorun var ya da bir toplumsal örüntülerimizde bir sorun var.
            Şu sıralar okuduğum Mevdûdî’yi anlatan bir kitapta bir Hint Alt Kıtası (Pakistan, Hindistan’dan ayrılmadan önce bölge için kullanılan ad) gerçekleştirilen bir uygulamadan şöyle söz ediliyor. Hanefi mezhebine göre kocasından kötü muamele gören bir kadının bunu öne sürerek boşanmak istemesi kabul edilmediği için kadınlar evliliği sonlandırmak için İslam’dan çıkıyorlar, kitabın tabirince irtidad yoluna başvuruyorlar. Bu sefer de âlimler kadının İslam’dan çıkmasının hiçbir şekilde evliliği etkilemeyeceği yönünde fetva veriyorlar. Aslında bahsettiğim Pakistan’ın 1947’de Hindistan’dan ayrıldığı düşünülecek olursa eski bir durum. Şu an nasıldır bilmiyorum. Ama örnek vaka olarak ele alacak olursak erkek bakış açısına göre tanımlanan mantıksız bir uygulama olduğunu düşünüyorum.
            Sonuç olarak İslam’ın erkek bakış açısıyla yorumlanması İslam dünyasındaki devrimlerin kadınlar açısından tersine bir dilişten farksız olmadığı anlamına geliyor. Bu bağlamda kadının toplumsal hayattan dışlayan bir devrimi istemediğimi de anladım. En iyisinin önce İslam’ı geleneksel mülkiyetçi algılarından kurtararak anlamak ve Hindistan’da doğan bir Budist’ten farkımız olmadığının bilincine varmak için anne ve babamızın dininden çıkmamız gerektiği kanaatindeyim. 
Daha az dağınız yazılarda buluşmak üzere„

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder